Blog


Seçimlerimize Dair

Seçimlerinizi nasıl yaparsınız? Eğrisiyle doğrusuyla düşünerek, tabi ki mantıkla dediğinizi duyar gibiyim. Ne de olsa düşünmek türümüzü diğer canlılardan ayıran en belirgin özelliğimiz. Descartes’ın “düşünüyorum öyleyse varım” savı felsefe tarihinin belki de en popüler alıntısı.

Mantıklı karar vermek akıl sağlığı, güç, başarı ve daha pek çok iyi şeyle ilişkilendiriliyor. Mantığın en makbul yöntem olduğu bu durumda bile isteye başka yöntemlere meyletmek içimize sinmiyor. Mantığımız devreye giriyor ve savaşı kazanıyor, son söz onun…

Acaba öyle mi?

Seçim yaparken duygular, sezgiler, geçmişte yaşadığımız deneyimler, gelecekle ilgili hayallerimiz, değerlerimiz, uzmanlardan aldığımız görüşler, ilahi iradeye teslimiyet, hepsi iş başında, mantık bunlardan sadece biri. Yani kararlarımız üzerinde mantık dışı faktörlerin çok daha fazla etkisi var. Mantıklı seçimler yaptığımızı düşünürken aldığımız kararların çoğu irrasyonel.

Peki ama nasıl?

Zihinsel süreçlerimizi her kullandığımızda mantığımızla hareket ettiğimizi sanıyoruz. Oysa çoğu zaman yaptığımız, korku, öfke gibi duygularımızdan, olumlu ve olumsuz geçmiş yaşantılarımızdan, sezgilerimizden, hayallerimize dair bir manzaradan gelen bilgilerden kaynaklanan düşünceleri rasyonalize etmek.

Bazılarımız ait olmadıkları yerlerde ait olmadıkları işler yapıyor, toplumsal başarı normlarını yerine getirememe korkusuyla mutsuz çalışanlar olarak yıllarını geçiriyor. Bazılarımız geçmiş deneyimlerin o kadar etkisinde ki farklı bir çalışma, farklı bir hayat düşünemiyor. Bazılarımızın eline büyük bir fırsat geçiyor, gelecekteki hayallerine bu haliyle benzemediği için pas geçiyor. Her biri mantığıyla hareket ettiğini düşünen bir sürü insan her gün bazı duygu, inanç ve geçmiş yaşantıların etkisinde seçimler yapıyor.

Oysa -meli -malıların, mantık peşinden koşmanın ötesinde de bir yol var: içimizdeki iklimi hep bahar modunda tutmaya çalışmak yerine gerçek seçim kriterlerimizle halleşmek mesela. Seçimlerimizi yaparken şimdiye kadar gerçekten en sık hangi kriteri kullandığımızı görmek, bunun bize maliyetini düşünmek ve başka bir seçim kriterine kucak açtığımızda olabileceklerin sonsuz varlığıyla yüzleşmek.

İçimizde kışlara izin verdiğiniz sürece sıra gerçek baharlara da gelecek kuşkusuz. Dalıyla, yaprağıyla.

Doğanın kadim yasalarına saygıyla…


Sezin Kızılkaya

İTÜ ARI Teknokent İnsan Kaynakları Yöneticisi

Devamını Oku

Mücadeleni Sev!

Beni tanıyanlar bilir sporla aram pek yoktur; ama deniz görünce dayanamaz, gücümün yettiği kadar uzaklara yüzmeyi severim. Sahildeki müzik ve insan gürültüsünden uzaklaşıp denizin ortasında sessizliği ve rüzgârı dinlemek, hayata baktığım ve kendimi konumlandırdığım yeri kısa süre de olsa değiştirmek bana iyi gelir ve farklı olasılıklar görmemi sağlar.

Bugün o perspektif değişimine her zamankinden fazla ihtiyacım varmış ki kendimi denizin ortasında bulup sahile geri yüzmeye çalışırken epeyce zorlandım. Sol tarafımdaki kamp alanında bulunan kulübeyi kerteriz alıp kulaç atsam da bir arpa boyu yol gidip uzun süre olduğum yerde çırpındığımı fark ettim.

Sahile ilk geldiğimde gözüme kestirdiğim o açıktaki tekneye sakince yüzerek ulaşmıştım da neden sürekli ayak çırpmama rağmen şimdi geri dönemiyordum? Geçen teknelerin dalga yapıp beni ileri sürüklendiğini, denizin o bölgesinde bir girdap olduğunu, teknelerin birinden yardım istemezsem orada öylece kalıp asla karaya dönemeyeceğimi falan düşündüm. Az öteden bir tekne geçiyordu, ismi gözüme ilişti: amor fati. Denizden gelen mesaj “yazgını sev” diyordu!

Epey sonra, aralarda verdiğim dinlenme molalarının ters yöndeki dalgalar nedeniyle beni geri götürdüğünün farkına varıp hiç durmadan hızlıca kulaç atmaya karar verdim. Kendime hedef olarak belirlediğim tekne de artık geride kalmıştı, denizin tam ortasında yapayalnızdım, bana benden başka yardım edecek kimse yoktu.

Var gücümle kulaç attım, ayak çırptım, yorulduğumda soluklanmak yerine mücadeleye sırt üstü yüzerek devam ettim. Kolumdaki akıllı saate göre 76 dakika süren maceram sonuçlanıp karaya ulaştığımda benim için büyük insanlık için küçük bu mücadeleden kendim için bazı dersler çıkardım:

1.Dalgaların akışı ile aynı yönde yüzerek daha kolay ilerleyeceğini unutma. Yol boyunca rüzgarı arkana alıp onun gücünden faydalanabileceğin imkanları kullanarak parkurun çetinleştiği, işlerin zorlaştığı o daha büyük çalışma ve azim gerektiren zamanlar için enerji depolamış olursun.

2.Yolun sonunda kendini nerede görmek istediğini gözünde canlandırıp başka çaren yokmuşçasına hedefe kilitlendiğinde yol daha kolay bir hale gelmez; ancak sen daha dirençli ve istikrarlı olursun; bu da seni daha iyi bir mücadeleci yapar.

3.Hedefe kilitlenmek güzel; ancak o hedefe yüzerken yolda deneyimleyeceklerini tam olarak bilmen imkânsız. Bu nedenle sonuca hükmetmeden, yol ne getiriyorsa açıklıkla kabul edip dalgalarla dans etmeyi unutma.

4.Başladığın noktaya geri dönemeyeceğin kadar ileride ama varış noktasına da bir o kadar uzak olan yolun tam orta noktası var ya, hani vazgeçip geri dönemeyecek kadar ilerlediğin ama hedefine de hala uzak olduğun maceranın o en orta yerinden bahsediyorum, gerçek potansiyelini ancak orada görebiliyorsun. Bu nedenle de en büyük öğrenme işte tam da orada yaşanıyor: tek başına olduğun denizin en orta yerinde!

5. Konfor alanından çıkıp kendi mücadeleni verdiğin her yolun dönüştürücü bir etkisi var. Dalgalarla savaştığın her mücadele içe doğru bir yolculuk ve sen döndüğünde asla başladığın kişi değilsin. Kendinle ilgili keşifler yaptığın, parçalarını tamamladığın mücadeleni sev!

6.Mücadele bitip karaya ulaştığında yüzdüğün mesafeye bakıp yolculuğunu kutla ve bir bardak demli çayla geldiğin yerin tadını çıkarmayı unutma!